Kaçkar Dağları Trekking & Kamp Hikayemiz

 

Kaçkar Dağı’nda Trekking kulağa nasıl geliyor? Hiç dağ tırmanışı deneyiminiz var mı? Bu yazıyı okuyorsanız muhtemelen dağlara tırmanıyorsunuz, keşif yürüyüşlerine çıkıyorsunuz.. Ya da benim gibi ilk defa dağda kamp deneyiminiz olacak ve hazırlık yapıyorsunuz.

Kaçkar Dağları Zirve Tırmanışından önce bilmeniz gerekenler, rotalar ve çantanızda olması gerekenleri bu postta yazdım, tıklayın.

Kaçkar Dağı Trekking ve Kamp maceramız aşağıdaki videoda.  Drone görüntüleri Ayder yaylası ile Kaçkar’dan.

 

Kaçkar’dan önce ben de Mert de tırmanmadık hiç. Dik yamaçlara ”malzemeli” tırmanıştan bahsetmiyorum bile 😀  henüz onu hiç denemedik. Bizimkisi tırmanış değil daha çok dağ yürüyüşü, keçileri anlama etkinliği gibi bir maceraydı.

Karadeniz bölgesinde bulunmamıştım daha önce. Yeşilini merak ediyordum çok. Uçak trabzon pisti için alçalırken denize dik uzanan yeşil dağları, dereleri gördükçe daha da heyecanlandım.

Kaçkar Dağları, RİZE/KARADENİZ

1. GÜN : TIRMANIŞ

Eylül ayındaydık ve hava bulutluydu. Ancak Kaçkar Dağına çıktığımızda farkettim ki bulutlar aşağıda kalmış. Sis dağda bizi takip etti hep, öyle güzel bir deneyimdi ki. Hala sisin içindeki halimizi görebiliyorum, 3 adım sonrası görünmeyecek kadar beyaz bulutların içindeydik. Sağ tarafımızdan büyükçe olan nehir akıyordu, sol tarafımızda ise damarlara ayrılmış yağmur suları ince oluklar halindeydi. Son derece sessiz, sakindi.

Sis iyice çökünce de yolu uzattığımızın farkına varamadık. Dönüş yolunda bunu anlayacaktık.. Neyseki dağ babalarıyla tanıştım. Onlar sayesinde yoldan çıkmak pek de mümkün değilmiş

Eğimli yamaca yaklaştıkça dağı ikiye bölen akarsuyun sesi artmaya başladı. Yamaca tırmanış yürüyüşüne başladığımızda bir başka bulutun içine girdik ve doğru gittiğimizden emin olamadık. Dağ babaları her yerdeydi iyi ki. Eşyamız ağır olduğundan, Kubilay önden gitti ve yolu buldu. Sırt çantasını bırakıp bizi almaya döndü, güneş alçalıyordu ve böyle yoğun bir bulutun içindeyken kamp yapacağımız alanı seçmeye karar verdik.

Akarsuyun üzerinden karşı tarafa doğru Kubilay’ı takip ettik ve tırmanma yürüyüşü düzlük alan bulana dek devam etti.  sırada Kubilay işaret olarak bıraktığı çantasını kaybetti bir anlığına ancak çok uzun sürmeden buldu. yaklaşık 50 metre sonra çok düz olmasa da büyük bir kayanın yanına çadırlarımızı kurduk.

Ağırlıklarımızı, uyku tulumlarımızı, matlarımızı  çadırların içine yerleştirip bir şeyler atıştırarak sisin dağılmasını umarak bekledik. Belki 30 dk sonra sis dağıldı,  akşam güneşi tam olarak aşağıdaki fotoğraftaki gibiydi.

Kaçkar’a giderken 3000. metrede bekleyeceğimi biliyordum zaten. 3932 metrede zirve. Mert ve Kubilay zirveye devam edecekti, bense ilk denememde kendime o kadar güvenememiştim. Yükşeğe çıktıkça buzullar başlıyordu ve kaya düşme riski de artıyor.

İlk gece rakıma alışmak için önemli, dağa tırmanış deneyiminiz olsa dahi 3000 metre civarında mola verip 1 gece uyumanızı tavsiye ediyorlar.

Çadırlarımızın fermuarını sıkıca çekip, kaya masamızın üzerinde akşam yemeğimizi yedik. Çok uzun sürmeden yağmur yağmaya başladı, Sabah ilk ışıklarda Kubilay zirveye, biz ise köye doğu gidecektik, o yüzden erkenden uyuduk ve gücümüzü toplamaya çalıştık. Yükseklikten dolayı gece hafiften başımız ağrımaya başladı. Ayrıca gece saat 3 gibi de hafif rüzgarlı bir yağmur başladı, uzun sürmedi, yine de çadırın içinde duyulan fırtına sesi insanın içini bir garip yapıyor.

2. GÜN : AŞAĞIYA DOĞRU BULUTLARIN İÇİNE

Ertesi sabah mert ve ben çadırı toplarken, Kubilay zirveyi zorladığı tırmanıştaydı. Eşyalarımızı toplayıp, köye geri döndük sonra biz. İniş yürüyüşüne başladığımızda dağın eteklerinden bize doğru gelen büyük bulutu gördük, ona yakalanmamayı umuyorduk ama tam dik yamaştan inerken bizi yakaladı. Sevgili yamaç bulutu!

Dönüş yürüyüşünde uzuvlarımda yorgunluğu hissediyordum!

Kubilay’ı köydeki çay evinde beklerken belki 3 termos dolusu çay içmişizdir Mert ile. Rize’nin çayı böyle lezzetliymiş demek ki. Bir de dağdan sonra iç ısıtıcı mucizevi bir şeymiş çay. Ya da sadece yorgunluktan öyle hissettiriyordu. Kubilay gelince zirveye ulaşamadığını anlattı, eylül ayındaydık ve zirve için uygun mevsim değilmiş meğersek. Buzul çok sıkmış ve yeterli malzemesi olmadığından devam edememiş. Kar yağmaya başlamış tırmandıkça ve yerdeki karın yoğunluğundan da ayakları ıslanmaya başlamış, eldivenleri de yeterli olmadığından bizce de en iyi kararı vermiş, bize doğru geri dönmüş. Öğrendiğimiz kadarıyla buzula uygun ayakkabılar, yüksekteki hava koşullarına uygun giysilerle yola devam etmek uygun olabilir.

Sonuç

Çay evinde Kaçkar zirveye 33 kez (yanılmıyorsam) tırmanmış bir dağcı vardı, ben ismini unutmuş olsam da Türkiye’de dağcılık severler tarafından bilinen sevilen bir sporcuymuş. Kendisi bize de bu havada tırmanmamayı önerdi o gün. Hatta şöyle bir şey de duyduk: zirveye gidenlerden 1/10 u hayatını kaybediyormuş. Yani Kaçkar’a en güvenli bebek seviyesi, benim için en uygunudur belki de diye bakıyordum ki, her şeyin ciddiyetini o zaman anladım.

Kesinlikle hazırlıklı olup, yeterli ekipman sağlandığında denenmesi gerek spor türlerinden olduğunu söylemem gerek. İyi ki gitmişiz, yamaca çadırımızı kurmuşuz, sislerin içinden yürümüşüz.

Kaçkar Dağları’ndan Aklımda Kalanlar ve Öneriler:

  • Kaçkar dağlarının eteğinde ufak bir köy var. Köyün girişinde sağ taraftaki ilk minik köprüden geçtiğinizde göreceğiniz çay evi, dağcıların/kampçıların neredeyse tüm klüplerin uğrak noktasıymış, eğer yalnız başınıza geldiyseniz, buradaki çay evine mola vermek için uğraya gruplara rastlayabilirsiniz böylece dağ öncesi fikir alabilirsiniz.

Kaçkar Dağları & Ayder’de Çektiğim Diğer Fotoğraflar:

 

Follow:
Paylaş:

Bir Cevap Yazın