Ege Sahilleri Boyunca Kamp Hikayemiz

Ben Denizli’deydim mezun oluyordum, son sınavıma girmiştim ve Mert İstanbul’dan yola çıkmıştı bu yolculuğa çıktığımız zaman.

Quechua Çadırımız, piknik masamız, matlar, kamp ışığı, ufak tefek mutfak eşyaları, yastıklar, hatta ufak piknik tüpüne kadar her şeyi hazırlamıştık. Böyle uzun bir kamp için yola çıkıp kendi yemeğimizi yapmazsak olmazdı tabii ki! Ege sahilleri boyunca kamp yaparak keşfedeceğimiz tam 8 günümüz vardı çünkü. Mert Denizli’ye geldiğinde kamp sandalyelerimizi de koyduk arabaya. Bagajı tamamen dolmuştu ve benim el çantalarım ile yiyecek hazırlıklarımı ekleyince arka koltuğu da doldurup denizli’den yola çıktık.

Akyaka’ya doğru gidiyorduk, temmuz ayındaydık ve tam sıcakların bastırdığı yazın hissedildiği zamandı.

Mert daha önce karavanla Ege kıyılarının çoğunu gezmiş, ben ise daha önce kamp yaparak hiç sehayat etmemiştim. Çadır kuracağımız ve doğayla baş başa olacağımız bu sehayat beni çok heyecanlandırmıştı ki evet beklediğimiz gibi güzel ve yolunda geçti yolculuk.

Kamp için yola çıktığımız zaman ufak bir film hazırlamayı düşünüyorduk. Ama Youtube kanalımızı açmaya karar vermemiştik bile. Ben her zamanki gibi milyonlarca fotoğraf çekmek istiyorum ve her anı saklayacaktım. (https://www.youtube.com/watch?v=KF0ImTs_k9o )

Bu yolculukta kullandığımız çekim Aletlerimiz:

Canon 60 D, Canon 18-55 mm Lens, Canon 50 mm Lens

 

(seyahat fotoğraflarımız: https://www.flickr.com/photos/caglakabaca/)

Rotamızı Akyaka, Muğladan başlatarak kıyıdan kıyıdan Alaçatı, İzmir, Kavacık Köyü, Ayvalık, Cunda, Kaz dağı, Ayvacık sahili, Çanakkale, Gelibolu, İstanbul olarak çizdik.

AKYAKA /MUGLA

Akyaka Sahili ve Akyaka Orman Kamp

Akyakaya vardığımızda Orman kampını bulmamız hiç zor olmadı. Akyakanın merkezinde Azmak Nehri ile denizin birleştiği sahilin hemen bittiği yerde Akyaka Mesire yeri ve orman başlıyor. Sonsuz cırcır böceği sesi bizi karşıladı çadırımızı kuracak yeri ararken. Temmuz ayındaydık ve yazın başı olsa da kamp yerleri sık sık olmasa da bol çadırlıydı.

Sahili birazcık görebileceğimiz ormanın içine yakın taraftan ve prizlere de yakın bir yere çadırımızı 20-30 dakikada kurduk. Bu çadırı ilk kuruşumuz olduğundan süresine pek aldırmazsınız umarım. Kamp çadırınızı kuracağınız yerin dümdüz olmasına dikkat edin. Biz dikkat etmedik ve tabanda kocaman bir taş ile 3 gece uyuduk 🙂

Kamp alanında ufak bir market, cafe, duş ve mutfak alanları vardı. Tuvaletler kampın ortasında ve dışında olmak üzere iki taneydi.

Çam ağaçları sıktı ve güneş bize denk gelmeyecekti. Masamızı ve sandalyelerimizi de kurduktan sonra bulunduğumuz  yüksekte kalan ormandan aşağıya sahile keşif yürüyüşüne çıktık.

Sahilde sıra ile restaurant ve cafeler dizilmiş, önünde ise kumsal uzanıyor. Çoğu cafenin üzeri Hotel. Kumsalın bittiği yerde azmak nehri başlıyor. Bir sürü tekne ve kayıklar bekliyor tam orada.

Bir de tur kayıkları var. Eğer nehri turlamak isterseniz neredeyse 15 dakika sürüyor. Bir yanınız sazlık bir yanınız akyaka kıyısı oluyor. En çok göreceğiniz şey begonviller ve ördekler.

Fotoğrafta görünen ormanlık alan ve dağ akyaka kamp’ın olduğu yer. Sahilde böyle de bir gün batımı oluyor renkleri hep çok güzeldi.

kahvaltı kasesi: yoğurt, ev reçeli, şeftali, kuru dut, bademler, chia tohumu

Akyakada neredeyse 4 gün kaldık. Yaptığımız kahvaltılar meyve ve yoğurt karışımı müsli gibi yiyeceklerdi. Akşamları ise sebze yemeği, salata ya da mercimek gibi yemekler yaptık. Bir de çay saatimiz vardı ki, ağaçların arasında ayaklarımız toprak içindeyken içilen en tatlı çay saatleriydi.

Gece hiç sivrisineklerin akınına uğramadık ki bu da diğer güzel haber. Yeşili, denizi, nehri, beyaz duvarlı tahta çerçeveli benzer evlerinin güzelliği ile bir gün umarım yolumuz yine düşer.

Yuvarlakçay Kayaking (Akçapınar Köyü)

Akyaka’dayken, yakınlarda gidebileceğimiz yerlere de gittik. Bunlardan biri tatlı bir köydü.

Akçapınar Köyü Akyaka’ya  15-20 dakikada uzaklıkta. Köye vardığınızda upuzun ağaçların  arasında uzanan yoldan geçip hemen köşedeki Akçapınar Tostçu’sunda mola verdik.  Yazın gittiğimiz için hava oldukça sıcaktı, yayık ayranlarımızı da içip yemeğimizi orada yedik. Sanırım menemen yemiştik, tavsiye ediyoruz.

Kayaking için yine hemen ilerideki kulubeye gittik. Nehir zaten çok yakındaymış hemen hazırlandık ve kanomuza yerleştik.

Çay ince kollar ile gelip büyüyor denize yaklaştıkça. Akıntı çok fazla değildi. Ben ne kadar kürek çeksem de en yorulanımız Mert oldu 🙂 Denize dek gittik ve sonra bizi takip eden motorlu tekne bizi geri dönüşte çekti.

Geri dönüşte daha sarmaşıklı, amazon denilen bir kola girdik. Yemyeşil ve el değmemişcesine güzeldi. Kelebekler, kurbağalar. Yılan görmedik iyi ki.

Şansımıza gittiğimiz gün bir biz vardık nehir turunda. Önümüzden ve bazen arkamızdan gelen rehber kayıkla bize yardımcı oldu ve hatta bu mükemmel fotoğrafları o yakaladı.
Akçapınar Kayaking için link: http://www.turkeyrafting.com/river-kayaking/antalya/serik/akcapinar.html

 

Akyaka aynı zamanda Mayısta mevsimi başlayan Kiteboard sporu için de mükemmel bir konumda gerçekten.

Öğle saatleriydi ve güneşten yandığımızı fark etmedik bile. Kano turumuz bittikten sonra, çayın döküldüğü sahile arabayla gittik.

Akçapınar Çayının döküldüğü sahilde deniz oldukça sığ ve rüzgar alıyor. Tam kiteboard için elverişli yani, bizim de aklımıza işte tam burada düştü bu spora başlamak. Önümüzdeki aylarda bir başlangıç yapacağız eğitimle ama bu defa Alaçatı’da.

3. gün dağların arasından akan buz gibi bir akarsuyun kaynağına gittik: Yuvarlakçay, Akçapınar köyünden geçip yaklaşık yarım saat kadar yola devam ettik.

ALAÇATI

İzmir’e giderken alaçatı’ya uğradık ancak 4 saatimiz vardı. Çarşı’yı ve rengarenk ruhlu Cafeleri gördük. Yel değirmenleri çarşıda tepecikte başlıyordu. Hemen sakızlı muhallebi’yi en iyi yapan tatlıcıyı bulduk. Tabii ki de Alaçatı’ya geldiyseniz ilk şey sakızlı muhallebi, sonra ilgileniyorsanız sörf, sonra da ege yemekleri yenmeli. Yani….

Cafelerde verdiğimiz molalarda biraz alaçatı’yı tadıyorduk ve ben de sketchbook’a bir seyahatimizden parçalar çiziyordum her elime aldığımda.

Limonata için önerimiz: https://www.zomato.com/tr/çeşme/köşe-kahve-1-alaçatı-alaçatı

Sakızlı Tatlı için önerimiz: https://www.zomato.com/tr/çeşme/i̇mren-pastanesi-alaçatı-alaçatı

İzmir, Kavacık Köyü

İzmir’e doğru yola çıktığımızda kamp yapacak yerleri araştırıyorduk aynı zamanda.  Urla’da da kamp alanı var ve izmir karagöl tarafında da. Şansımıza Mert’in arkadaşı İzmir’deymiş. Bizi dedesinin bağ evine bizi davet etti ve o geceyi bu eski köy evinde geçirdik. Öyle nostaljik oldu ki elektrikler de yoktu bu evde, telefonlarımızın da sarjı bittiğinde doğa ile bütünleştik tamamen. Yıldızları İzmir’in ışıkları etkilese de net görebiliyorduk.

Bu köy üzüm bağlarıyla meşhurmuş, en verimli, lezzetli, büyük taneli salkımları ağustosta oluyormuş. Biz de tadına baktık henüz olmaya başlayanlardan. Yolluklarımızı da ayırdık. Bahçesi çeşit çeşit meyvelerle doluydu. Yaz elmaları olmuş da dökülüyordu bile.Temmuz ayının en taze kahvaltısı salkım salkım üzüm ve bahçeden salatalık oldu.

 

Cunda, Ayvalık

Bu fotoğraf bol rüzgarlı Şeytan Tepesi (ayvalık) ziyaretimizde yakaladığımız anımız oldu. Uçmadan manzarayı fotoğrafladım ve biraz videomuz için çekim yaptıktan sonra Cunda’daki kamp alanımıza doğru yola çıktık.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu sahil Cunda’da kaldığımız Ada Campimg’in gördüğü sahil. Durgun ve tertemiz suyu vardı.

Cunda en eski yerleşim yerlerinden biriymiş. Ufak bir balıkçı adası. İnce bir köprüden geçip giriyorsunuz adaya. Yemyeşilin ve yazlık evlerin birleştiği ada kuşlar cıvıldıyor.

Şimdiye kadar kaldığımız en rahat ve konaklayan çadırlılara zahmet olmayacak içerikte düzenlenmiş bir kamp alanıyla karşılaştık Cunda’da. Tertemiz ve ufak mutfakları vardı. Kampın dışında kullanıma hazır mangal alanları vardı.

Ne çok sıcak ne de çok serindi gittiğimiz mevsimde. Ama güneş yine de bizi yakmıştı. Cunda’da geceyi üşümeden güzel geçirdik. Bir gece kaldık burada ve yola devam ettik. (http://www.adacamping.com)

ASSOS

Ertesi gün yola çıktığımızda Kaz dağlarında kamp yerleri aradık. Yolumuz oradan geçerken mola verilecek güzel bir konum olduğunu düşündük. Ancak Kaz Dağı kamp alanları gözümüze biraz ıssız geldi ve yolumuzu Ayvacık sahiline çevirdik. İlk önce kaz dağı selalesini gördük elbette ve doğal parka uğradık. Ayvacık yaklaşık 1 saat sürdü ya da sürmedi Kaz Dağlarından.

Ayvacık sahili sayısız kamp alanı ile doluydu, seçim yapmamız çok zor olacak diye düşünürken sahilin ve kamp alanların tam bittiğini düşündüğümüz yerde nefis ve sakin bir yere rastladık : Assos Gargara Kamp. Bu da bu yolculuk boyunca en hoşumuza giden 2. Kamp yeri oldu. (http://www.gargarakamp.com/index.html)

İncir ağacının serin gölgesinde, tam kumsalın başladığı yere çadırımızı kurduk.

Tipik akşam yemeğimiz de böyle oluyordu. Cunda’dan aldığımız köy yoğurdunu bitirmiştik bile yoldayken. Bir de köy peyniri almıştık, buz çantamızda 2 gün dayanmıştı 🙂

Gün batarken burada son kez denize girdik, biraz serindi suyu Assos’un. Kampın önündeki sahil taşlıydı ama kumlu kısımlar da vardı o yüzden gelmek isteyenler taş yüzünden endişelenmesin.

Son günümüzde Çanakkale’ye doğru yola çıktık. Truva’yı da görüp tarihi yerleri gezdik. Mola vermeyip İstanbul’a devam ettik. Tekirdağ civarından geçerken yorgunluğu iyice hissetmeye başlamıştık. İstanbul’a vardığımızda bu rotamız son bulmuştu ama yolculuk devam edecekti. Ben o gece Bodrum’a uçup Didim’e ailemin yanına döndüm. 3 gün sonra Mert ise ailesiyle karadeniz kıyılarında yemyeşil bir rotada yola çıktı. Ama bu başka bir hikaye 🙂

Belki bu yolculuğu 2 haftaya yayabilirseniz ve araba kullanma süresini azaltırsanız ya da mola süresini çoğaltırsanız daha az yorulabileceğinizi düşünüyoruz.

Çağla & Mert

Instagram: https://www.instagram.com/tastes.like.june/

 

 

 

Paylaş: